Bektaş KILINÇ – Bekle bizi İstanbul.

“salkım salkım tan yelleri estiğinde

Mavi patiskaları yırtan gemilerin

Uzaktan seni düşünür düşünürüm

İstanbul

Bin bir direkli halicinde akşamlar

Adalarında bahar Süleymaniye de güneş

Ey sen ne güzlesin kavgamızın şehri

Bekle bizi İstanbul”

Vedat Türkali.

 

Bu yazıyı siz okurken Alevilerin İstanbul da yaptığı mitingi dünde kalmış olacak.

Şimdi daha farklı bir gözle, olmuşlar konuşulacak elbette.

Ama biz gelecekten bahsetmek zorundayız. gelecegin nasıl olacağını da kimse bilemez.

Yurdun dört bir yanından çıkarak Pazar sabahı İstanbul da olacağız. İstanbul’a düşmanlık için değil tam aksine bilinçaltına itilmiş bastırılmış yok sayılmış sorunlarımızın çözüme kavuşması için gidiyoruz.

Eşit yurttaşlık için.

Diyeceksiniz ki yurttaşlarımız zaten eşit.

Tamda bu anlayışın sorgulanması bizden ayrı düşünenlerinde olduğunu duyurmak için gidiyoruz İstanbul’a.

Bin yıldır bu toprakların bir gerçeği olan alevi varlığının her aşamada inkâr edilmesine bir dur demek için gidiyoruz İstanbul. Hoşgörü ve sevgiden bahsederken Mevlana’yı Yunus’u Hacı Bektaşı dile getirmeden bu sözcüğün ete kemiğe büründüremediğimiz bu şahısların alevi düşüncesinin temelini oluşturduğunu bilmeyenlere duyurmak için gidiyoruz.

Ve alevi çalış tayına sunduğumuz

1-cem evleri anayasal güvenceye kavuşsun

2-zorunlu din dersleri kaldırılsın

3-alevi köylerine cami yapmaktan vaz geçilsin

4-asimile politikalarına son verilsin

5-madımak müze olsun

6-diyanet işleri bütçesi isteyenin inancına para kesilerek oluşturulsun

Taleplerimizin kabulü için gidiyoruz İstanbul.

Hani bazı kesimlerin dile getirdiği mahalle baskısından daha çok hep baskıyı hissederek yaşayan Alevilerin on iki eylülden bu yana kendilerine sormadan her köye mutlaka cami yapılmasını hep günlük hayatlarında istemeye istemeye yaşadıkları olaydır.

Bundan dolaydır bizim eşit olmadığımız. Belki şunu anlamakta zorluk çekilebilir, bizde Müslüman değimliyiz?. Bu Müslümanlar hep aynı şeylerimi yapar. başka başka uygulamaları, başka başka düşünmeleri mümkün değimi?.işte biz tam bu noktadan hareket ederek.bırakın kardeşim neysek o olalım.çünkü binlerce senedir uyguladığımız inancımız cem evlerinde Hak,Muhammed Ali demek.ve insanın yüreğini kendi Kabe miz olarak görmek.

Biçime değil öze bakmak. Her şeyi insanın kendine araması ve bulmasını sağlamak.

Şimdi çocuklarımızın önüne konan Sünni din dersini tam tersine çevirip duygudaşlık yapın bakalım. Ya da kendi köyünüze bir cem evi yapıldığını düşünün bakalım. ya da diyanet işlerinin uygulamalarını hep dedelere verdiğini ve dualar ve gülbanklarla ibadet ettirdiğini bir düşünün bakalım. Düşünmesi bile zor değimli?

İşte bundan dolayı eşit yurttaş olmak istiyoruz.

Ve inancımızın temeli rızalıktır.

Yaşadığı ve ilişkide olduğu insanlardan rızalık almadan o ceme (ibadetimize)giremez. Girse bile yediği lokma haram sayılır. Hani pir sultanın önüne konan hınzır paşanın lokmasını, onun itlerinin yemediği gibi.

Şimdi diyanetten verilen paraları biz nasıl alalım. Bütün ülke insanının verdiği vergilerle toplanan paranın bana vermesine bir kişi bile karşı çıksa o bize haramdır.

Bizimde toplanan vergilerden cami hocalarına maaş verilmesine karşı olduğumuz gibi.

Biliyorum ki bin yılın biriken sorunları, hem hepsi bizimde değil tüm toplumun sorunları olan gerçek laik ve gerçek demokratik bir yoplum. sorunu çözmek kolay değil.

İşte bunların bir ucundan tutmak için gidiyoruz İstanbul’a.

Bekle bizi İstanbul.

Not katkı veren bütün dostlara teşekkürler.

Bektaş kılınç

Yorum ekle

Your email address will not be published. Required fields are marked *